İspanya’nın Dünya Kupası’nı kazanması, Spor yazarı Ömer Gürsoy’un iki yıl önce aynı köşede kaleme aldığı “Tenis ve futbolda zafere koşan İspanya” başlıklı yazısını yeniden doğruladı. Gürsoy, Avrupa Futbol Şampiyonası’nı kazanan İspanya’yı, aynı gün Wimbledon’da Novak Djokovic’i mağlup ederek şampiyon olan Carlos Alcaraz ile birlikte değerlendirdiğini kaydetti.
İki yıl önceki yazı ile Dünya Kupası zaferi arasındaki bağ
Gürsoy, Dünya Kupası finalini izlerken aklına sürekli bu satırların geldiğini söyledi. Yazısında, sahada yalnızca on bir futbolcunun bulunmadığını; otuz yılı aşan bir spor politikasının da etkili olduğuna vurgu yaptı. İspanya’nın başarıya, kupayı hedeflemek yerine sistemi kurarak ilerlediğini ve bu yaklaşımın zaman içinde sonuç ürettiğini aktardı.
ADO 92’nin uzun vadeli devlet projesi vurgusu
Gürsoy’un dikkat çektiği çerçevede, sahada otuz yılı aşan spor politikasının yanı sıra ADO 92’nin etkisi de öne çıktı. 1988 yılında başlayan, 1992 Barselona Olimpiyatları’nı hedefleyen ancak yalnızca olimpiyatlarla sınırlı kalmayan büyük bir devlet projesi olarak aktarılan bu yaklaşımda; sporu devlet, özel sektör, federasyonlar, üniversiteler, bilim insanları, antrenörler ve tek bir hedef etrafında ele alan uzun soluklu bir planlama anlatıldı. Gürsoy, bu süreçte iki yılda mucize beklentisi olmadığının da altını çizdi.
Sistem yetiştiriyor: Alcaraz bağlantısı ve branşlar arası yaklaşım
Gürsoy’a göre Dünya Kupası’nı kaldıran futbolcular, bu sistemin yetiştirdiği çocuklar. Kortlarda fırtına gibi esen Carlos Alcaraz’ın da aynı düzenin ürünü olduğunu belirten Gürsoy; İspanya’nın başarısının basketbolda uzun yıllardır dünyanın en güçlü ülkeleri arasında olmasına, kadın futbolundaki yükselişe ve bisiklet, hentbol ile su sporları dahil olimpik branşlarda kazanılan madalyalara kadar uzandığını ifade etti. Gürsoy, İspanya’nın sporu branş branş değil, bütün olarak planladığını; kupaları hedeflemenin değil sistemi kurmanın öne çıktığını anlattı.
Finalde kupayı taşıyan isim: “tek kare” anlatımı
Gürsoy’un dikkatini çeken ayrıntılardan biri de final öncesinde Dünya Kupası’nı sahaya getiren isimle ilgili değerlendirmesiydi. Gürsoy, iki yıl önce bu köşede özellikle üzerinde durduğu Carlos Alcaraz’ın, bir futbol finalinde kupayı sahaya taşımasına değinerek, bu görüntünün bir futbol efsanesinden değil dünyanın en başarılı tenisçilerinden birinden geldiğini hatırlattı. Gürsoy, bu görüntünün İspanya’nın spora bakışını özetlediğini; başarıyı futbolun tenisten, basketboldan, bisikletten ya da olimpik sporlardan bağımsız görmediğini vurguladı.
Türkiye için ders: uzun vadeli plan ve sabır
Gürsoy, İspanya’nın hikâyesinin yalnızca İspanyolların başarısını anlatmadığını; uzun vadeli planlamanın, sabrın ve istikrarın sporda ne kazandırabileceğini gösterdiğini söyledi. Ona göre dünyanın zirvesinde yer alan birçok İspanyol sporcu, yıllar önce kurulan sistemlerin içinde yetişti. Bu nedenle başarıyı yalnızca yetenekle açıklamanın mümkün olmadığını belirten Gürsoy; doğru planlama, güçlü altyapı, nitelikli antrenör eğitimi, bilimsel yaklaşım ve genç sporculara yapılan sürdürülebilir yatırımın vazgeçilmez parçalar olduğunu aktardı. Gürsoy, Türkiye’nin de genç ve yetenekli sporcular açısından önemli bir potansiyeli bulunduğunu; bu potansiyelin doğru planlama ve uzun vadeli bir spor vizyonuyla desteklenmesi halinde benzer başarıların elde edilebileceğini ifade etti.
Gürsoy yazısını, “Şampiyonlar maç kazanır… Şampiyon ülkeler ise sistem kurar” sözleriyle tamamlayarak, İspanya’nın otuz yılı aşkın süredir kazandığı kupalardan çok kurduğu spor sistemiyle dünyanın geri kalanına örnek olmaya devam ettiğini dile getirdi. Gürsoy, değişen tek şeyin kupalar olduğunu; planlama, sabır ve uzun vadeli bakış açısının değişmediğini vurguladı.
Haber Editörü: Emre Aladağ
Emre ALADAĞ; siyaset, teknoloji ve ekonomi başta olmak üzere gündemdeki gelişmeleri tarafsızlık ilkesi ve teyitli veri odaklı yaklaşımla analiz eden deneyimli bir haber editörüdür.