PİYASALAR
18-ayar-altin4.437,58 22 Ayar Bilezik5.543,93 İkibuçuk Altın98.720,85 Beşli Altın200.602,71 Gremse Altın99.389,52 Reşat Altın41.093,16 Hamit Altın41.093,16 gram-platin2.402,18 14-ayar-altin3.464,96 gram-has-altin6.032,28 Bulgar Levası27,73 Dolar47,17 Ons Altın3.998,05 Gümüş84,42 Ata Altın41.093,16 Euro54,01 Sterlin63,49 İsviçre Frangı58,45 Gram Altın6.062,60 Çeyrek Altın9.938,95 Yarım Altın19.877,90 Tam Altın39.634,23 Cumhuriyet Altını40.830,00 AZN27,75 18-ayar-altin4.437,58 22 Ayar Bilezik5.543,93 İkibuçuk Altın98.720,85 Beşli Altın200.602,71 Gremse Altın99.389,52 Reşat Altın41.093,16 Hamit Altın41.093,16 gram-platin2.402,18 14-ayar-altin3.464,96 gram-has-altin6.032,28 Bulgar Levası27,73 Dolar47,17 Ons Altın3.998,05 Gümüş84,42 Ata Altın41.093,16 Euro54,01 Sterlin63,49 İsviçre Frangı58,45 Gram Altın6.062,60 Çeyrek Altın9.938,95 Yarım Altın19.877,90 Tam Altın39.634,23 Cumhuriyet Altını40.830,00 AZN27,75

Ömer Gürsoy: Federasyonlar takvim değil sporcunun önünü açmalı

Spor yazarı Ömer Gürsoy, federasyonların takvim açıklamaktan öte sporcuyu büyüten yapılar olması gerektiğini savunuyor.

Yayınlanma
7 Dk Okuma Süresi

Türkiye sporunun işleyişinde en kritik tartışma, federasyonların “takvim açıklayan” birim olmaktan öteye geçip geçmediği noktasında düğümleniyor. Spor yazarı Ömer Gürsoy’un kaleme aldığı yazı, dert taşıyanların sporu nasıl yaşadığını hatırlatırken federasyon yönetiminde de asıl ölçütün sporcuyu büyütmek olduğunu savunuyor.

Yunus Emre’nin sözüyle: Dert taşıyanlar için

Gürsoy, Yunus Emre’nin “Dertsizlere benim sözüm benzer kaya yankısına…” ifadesini merkeze alarak sözlerinin herkes için olmadığını vurguluyor. Yazıda; sabahın erken saatlerinde çocuğunu antrenmana götüren anne, maaşının önemli bir bölümünü kulüp aidatına ayıran baba ve sakatlığına rağmen hayalinden vazgeçmeyen sporcu gibi farklı rollerin ortak bir gerçeği paylaştığı anlatılıyor. Dertsiz olan için bu satırların yalnızca cümle olduğu, dert sahibi için ise bunun hayatın ta kendisi olduğu aktarılıyor.

Metin ayrıca, yıllardır aynı salonun rutubet kokusunu içine çeken gençlerden başlayarak bir çocuğun lisans çıkarma süreciyle başlayan yolculuğa ve bunun yüksek aidatlar, kamp ücretleri, özel dersler ile bitmeyen masraflara uzandığına dikkat çekiyor. Gürsoy, bu yükün zamanla sporcuyu sistemin merkezindeki özne olmaktan çıkarıp müşteriye dönüştürdüğünü ileri sürüyor; sporun geleceğinin müşterilerle değil sporcularla kurulacağını savunuyor.

Federasyon neyi kurar: Antrenör, hakem, altyapı

Yazara göre federasyonlar, yalnızca takvim açıklayan kurumlar olarak görülmemeli. Federasyonların bir branşın aklı olduğu; antrenörü yetiştirdiği, hakemi yetiştirdiği, turnuvayı planladığı, ligi kurduğu ve altyapıyı tasarladığı anlatılıyor. Gürsoy ayrıca kulüpleri büyütme ve sporcunun önündeki engelleri kaldırma sorumluluğuna dikkat çekerek federasyonun vitrin olmadığını belirtiyor.

Federasyon yöneticiliğinin kariyer merdiveni haline getirilmesine de karşı çıkılıyor. Yazı, federasyon yöneticiliğinin kariyer yapılacak bir alan olmadığını; bir branşta birikimini ve tecrübesini artık spora emanet edecek insanların sorumluluğu olduğunu savunuyor. Federasyonun insanın kendisini büyüteceği değil, kendisinden bir şeyler eksilterek sporu büyüteceği makam olduğu ifade ediliyor.

Görünürlük: Branşın yerine kişisel marka

Gürsoy, son yıllarda bazı federasyonlarda branşın görünmez hâle gelirken yöneticilerin daha görünür olduğu bir manzarayla karşılaşıldığını söylüyor. Profesyonel fotoğraf çekimleri, sinematik tanıtım videoları ve özenle hazırlanmış sosyal medya içerikleri üzerinden yürütülen tanıtım pratiklerinin, federasyonun yönetilmesi yerine kişisel marka yönetimine dönüştüğü düşüncesi dile getiriliyor. Yazıda, sporun kamu hizmeti olduğu; influencer faaliyeti olmadığı vurgulanıyor. Bir federasyon başkanının en değerli karesinin kendi portresi değil, madalya kürsüsündeki sporcunun fotoğrafı olması gerektiği belirtiliyor.

Metin, alkışın yöneticiye değil başarıya yakıştığını hatırlatıyor. Federasyon koltuğunun kişisel PR ajansına dönüşmesi halinde “Burada spor mu yönetiliyor? Yoksa gelecek kariyerler mi inşa ediliyor?” sorusu gündeme getiriliyor. Başarı ölçütü olarak da takipçi sayısı, televizyona çıkma sıklığı gibi unsurların değil; kaç yeni sporcu kazandırıldığı, kaç kulübün güçlendirildiği, kaç antrenör yetiştirildiği ve kaç çocuğun önündeki engelin kaldırıldığı soruluyor. Gürsoy’a göre gerisi gürültü; spor ise gürültüyle değil eserle büyür.

Öğrenme laboratuvarı değil: Tecrübe verme makamı

Metinde, federasyon başkanlığının bir okulunun olmadığı ifade ediliyor. Kimsenin doğuştan federasyon yöneticisi olmadığı; öğrenmenin mümkün olduğu, ancak federasyonun öğrenme laboratuvarı olmadığı belirtiliyor. Buranın tecrübe kazanma makamı olmadığı, tecrübe verme makamı olduğu vurgulanıyor.

Yazı, her seçimden sonra bütün kurumsal hafızanın sıfırlanması nedeniyle sistemin sürdürülebilir olmadığını anlatıyor. Genel sekreterin, profesyonellerin ve dosyaların değiştiği; ardından herkesin yeniden aynı yolu keşfetmeye çalıştığı bir döngüye işaret ediliyor. Bir branşın her dört yılda bir yeniden icat edilemeyeceği; kurumsallığın kişilere bağlı olmayan hafıza olduğu dile getiriliyor. Hafızasını kaybeden kurumların ise geleceği olmayacağı ifade ediliyor.

Kimin önünü açıyor: Sporcuyu mu, kendisini mi?

Gürsoy’un asıl sorusu, “Bir federasyon gerçekten kimi büyütüyor?” şeklinde veriliyor. Yazıda güçlü sporcunun güçlü kulüp oluşturduğu, güçlü kulübün güçlü federasyon oluşturduğu ve güçlü federasyonun güçlü ülke sporu oluşturduğu savunuluyor; sıralamanın tersinden işlemediği belirtiliyor.

Özerkliğe de değiniliyor: Federasyonların bağımsız olduğu ve öyle olması gerektiği ifade edilirken bağımsızlığın sonuç üretmeme özgürlüğü olmadığı vurgulanıyor. Federasyonların kamu adına görev yaptığı belirtiliyor; başarıları kadar başarısızlıklarının da kamuyu ilgilendirdiği kaydediliyor.

Bir branş yıllarca yerinde sayıyorsa, sporcu sayısı artmıyorsa, kulüpler güçlenmiyorsa ve uluslararası başarı gelmiyorsa artık yalnızca federasyonun konuşulmayacağı; devletin denetim sorumluluğunun da gündeme geleceği anlatılıyor. Özerklikle denetimsizliğin aynı şey olmadığı belirtilirken denetimin, bağımsızlığın düşmanı değil güvencesi olduğu ifade ediliyor.

Yazının son bölümünde Fransa’nın spor yasasında geçen bir yaklaşım aktarılıyor: Federasyonların bağımsızlığına ve özerkliğine saygı duyulduğu, ancak gerektiğinde müdahale etmeden yön verildiği; sporun kaderinin yalnızca federasyonlara bırakılmaması gerektiği belirtiliyor. Gürsoy, federasyonların devletin rakibi olmadığını; bakanlığın da federasyonlar üzerinde vesayet kuran bir makam olmadığını dile getiriyor. İkisi de aynı emanetin taşıyıcıları olarak görülüyor: bina değil, bütçe değil, makam değil, koltuk değil; sabah gün doğmadan servis bekleyen on üç yaşındaki sporcu emanet ediliyor. Emanetin; sporcunun annesinin uykusundan, babasının alın terinden, antrenörünün ömründen ve kendisi için vazgeçilen çocukluğundan geldiği anlatılıyor. Kurulan sistem bu sporcuyu güçlendirmiyorsa kulüplerin büyümeyeceği, federasyonların başarılı olmayacağı ve sporun gerçekten gelişmeyeceği ifade ediliyor.

Gürsoy, bir ülkenin sporunun salonlarda değil önce vicdanlarda inşa edildiğini söylerken “Ben bu makama spordan ne alacağım diye mi geldim; yoksa spora ne bırakacağım diye mi?” sorusunun federasyon için gerçek başarı ölçütü olduğunu vurguluyor. Yunus Emre’nin “Dertsizlere benim sözüm benzer kaya yankısına…” ifadesine dönüş yapılarak, sözün sağır kulaklara değil yankının içindeki sesi duyabilenler için olduğu belirtiliyor.

Haber Editörü: Bade Utku

Kaynak: Haber Merkezi
Bade Utku
Haberin Editörü Editör

Bade Utku, toplumsal ve teknolojik gelişmeleri tarafsız bir perspektifle analiz eden, doğru bilgiyi odak noktasına alan deneyimli bir haber editörüdür.

İlgili Konular: